HABERLER

Kulübümüz ile ilgili en güncel haberler.

İBRET VE DERS ALINMASI GEREKEN GERÇEK BİR VOLEYBOL SERÜVENİ…

Mehmet Öz111

TRABZON İDMANOCAĞI…
İBRET VE DERS ALINMASI GEREKEN GERÇEK BİR VOLEYBOL SERÜVENİ…

İdmanocağı, Trabzon’da kurulan, ilin spor ve kültürel faaliyetlerinin gelişmesinde büyük katkısı olan çok köklü bir spor kulübüdür… I. Dünya Savaşı sonrası yeniden yapılanmaya çaIışan gençler, futbolu ve sporu yaşatma ve geliştirme gayretine girmişlerdir… 20 Ocak 1921’de Trabzon’un ilk kulübü kurulur; renkleri sarı ve kırmızı olarak belirlenen kulübe “İdmanocağı” adı verilir….

Atletizm, futbol , basketbol, tiyatro, voleybol, hentbol, atıcılık gibi branşlarda faaliyet gösteren İdmanocağı, 1967 yılında Trabzonspor kuruluncaya kadar ezeli rakibi İdmangücü ile birlikte Trabzon ilinin yaşam dinamizmini oluşturmuştur…

1924 Paris Olimpiyatları’nda mücadele eden Süleyman Rıza Kuğu, İdmanocağı’nın gururu olmuştur. Türkiye Millî Olimpiyat Takımı’nda yer alan şehrin ilk uluslararası sporcusu unvanına sahiptir…

Trabzonspor’un kuruluşunun ardından İdmanocağı, Trabzon amatör sporuna hizmet etmeye devam etmektedir… Trabzon gençliğine farklı spor dallarında mücadele etme olanağı sağIanmaktadır. Özellikle Trabzon’da basketbol branşının yaşatılmasında büyük katkılar sağlamıştır… Yıllar itibariyle hentbol ve voleybol takımları da oluşturan İdmanocağı bu branşlarda da il bazında başarılı sonuçlar almıştır…

Kent ve ülke futboluna tüm zamanlarda önemli oyuncular kazandıran İdmanocağı, bu konumuyla örnek teşkil ederek altyapı faaliyetleriyle de beğeni toplamış; Akrep Celal, Barbon Ziya, Krino Kofato, Sebahattin Canoğlu, Ahmet Suat Özyazıcı, Özkan Sümer, Faruk Nafiz Özak gibi birçok sporcunun yanı sıra, bünyesinden çıkardığıRıfat Dedeoğlu, Sebahattin Kundupoğlu, Nihat Karanis gibi çok sayıda yönetici ve teknik adamla da dikkatleri çekmektedir…

Günümüz itibarıyla, Atletizm, Basketbol, Futbol, Kadın Futbol, Golf, Yüzme, Masa tenisi, Tenis, Briç, Halkoyunları dallarında faaliyet gösteren İdmanocağı, lisanslı ve lisanssız 1200’ü aşkın sporcuyu barındıran gerçek bir “ocak” tır…

Voleybol faaliyetlerinin başlangıç öyküsü çok ilginçtir: Başkan Mehmet Öz ofisine gelen orta okul seviyesinde 7-8 kız çocuğu ve bir veli, kulübün adı altında voleybol oynamak istediklerini söylemiş, ancak başkan kız olmaları nedeniyle oluşabilecek olumsuzlukları düşünerek bu talebi reddetmiş… Veli ve sporcular karşı duruş göstermişler, bu davranışın İdmanocağı Kulübü Başkanına yakışmadığını söyleyerek tepki vermişler… Başkandan sadece İdmanocağı ismini istediklerini söylemişler…
Bu karşı duruş Başkan Öz‘ün hoşuna gitmiş, fikrini değiştirmiş ve böylece İdmanocağı’nda voleybol faaliyeti başlamış…

Yaşamsal süreç içinde oluşan bazı olumsuzluklar nedeniyle takımı kapatma kararı aşamasına getirmiş ancak sporcuların ısrarını kıramamış ve davam etmeye karar vermişler…

Sırf gezi olsun diye Sivas’a 3.lige yükselme gruplarına gitmişler… Grupta 2. olarak 3. Lige yükselmişler… 3. Ligde mücadele eden kızlara bir pasör transferi yapmışlar… “Playoff” gruplarına katılmışlar ve TVF onları 2. Lige davet etmiş…

2. Lige katılmışlar ancak başarılı olamayarak küme düşmüşler… Ama bu kez Trabzon’un spor alanındaki başarısızlığını hazmedememişler, kurdukları kadro ile yeniden 2.lige yükselmişler…

Gelişen sevgi ve ilgi, gelen başarı sinyalleri üzerine daha büyük düşünmeye başlamışlar… “Neden birinci lig olmasın ?…” demişler ve 1. Lige yükselmişler…

Sonrasını aşağı yukarı hepimiz iyi biliyoruz…
Birinci ligde hedefsiz kalmanın, küme düşme sonucunu doğuracağı varsayımı ile hedeflerini Avrupa kupaları olarak belirleyen sarı kırmızılılar, bu hedeflerine ulaştı…
Bu yıl ülkemizi Balkan Kupası’nda temsil eden takım şampiyon olma başarısını gösterdi…
An itibarıyla Eurochallenge Cup’ta ilk 16 arasına giren İdmanocağı 22 Ocak 2016’da İsviçre’de ilk 8’e kalmak için mücadele edecek… Hedefleri bu kupayı kazanmak…

Kulübün voleybol sevdalısı başarılı, çalışkan, azimli Başkanı Mehmet Öz, film konusu olacak bu gelişim içindeki düşüncelerini, beni kırmayarak lütfedip paylaştı…
İşte ibret verici o açıklaması:

“Voleybol benim için şokların yaşandığı bir Türk filmi gibi… Biz lige girdiğimizde TVF başkanı Erol Ünal Karabıyık ve ekibi vardı. Kurum ve belediyelerin hüküm sürdüğü kulüplerin oluşturduğu bir ligin yanında TVF, alt yapı faaliyetlerini organize etmeye başlamıştı. Voleybol iddiaya sokulmuş, öncelikle Ankara, İstanbul, İzmir ve Bursa’da voleybol salonları inşa edilmiş ve oluşturduğu ekonomisi ile kendi kendine yeten bir yapıya bürünmüştü. Bildiğim kadarıyla yapılan son kongrede kasasında 5.000.000.-TL hazır değerleri ve Aralık ayına kadar tahsil edilecek 15.000.000.-TL alacağı vardı.

Türkiye liglerinin isim hakları Aroma’ya satılmış, 1. 2. ve 3 lig maçları TV’lerden yayınlanıyordu. Son yıl ise Voleybol liglerinin isim hakkı iyi nir bedelle Vodafon’a satılmak üzere idi. Yaşanan kongre sürecinden sonra yeni gelen yönetim ligin isim hakkını Acıbadem’e verdi. Şu an itibarıyla isim hakkı yok, sponsor yok!

Türkiye Kupası ise Teledünya ismi ile voleybolun Anadolu’ya yayılmasına katkı sağlıyordu. İlk gruplar 2. Lig takımlarının sahasında yapılması voleybolun sevilmesine neden oluyordu. Bu yıl Türkiye kupası büyük takımlarımızın isteği ile iptal edildi. Sonuçta olan küçük takımlara oldu. Nereden bakarsan 1. ligdeki bir çok takımımız 150-200 bin TL arasında İddia geliri kaybı yaşadı.

Türkiye’deki branşlarda en yüksek lisans bedeli ve lige katılım ücreti voleybol’da ödeniyor. Yabancı sayısı 2+1 den 3+’ya yükseldi. Gerekçe ise Türk voleybolcularının artan paraları gösterildi. Bu gerekçe ilk bakışta masumane gibi görülüyor ama böyle değil. Menejer illeti voleybola da bulaşmaya başladı. Korkarım yakın gelecekte menejerler lig sıralamasını belirleyecekler. Türk voleybolcular için şart olmayan menejerlik sözleşmelerine kayıtsız kalınmaktadır. Çok az sayıdaki menejerle Türk sporcular isözleşme yaparak onların ücretlerini yükselttiler. Sonra da yapılan baskılarla yabancı sayısı artırıldı. Böylece TVF;
1.Yabancıdan 4.000.-Euro
2.Yabancıdan 5.000.-Euro
3.Yabancıdan 20.000.-Euro
Ve üzeri yabancıdan 25.000.-Euro alırken menejerler de en az %10-20 komisyonu kasalarına indiriyorlar. Olan yine kulüplere oluyor.

İşler bununla da kalmıyor. Menejerler lig sıralamasını düzenlemek için iyi sporcularını üst sıralarda görmek istedikleri takımlara, kalanları ise diğer kulüplere veriyor. Lig oynanırken ise sporcularını sakatlık gibi mazeretler ile oynatmama gayretleri sergiliyorlar.

TVF bütün başarısını ve ekonomisini kulüplere yüklemiş durumdadır. Büyük Kulüplerin dışındaki kulüplerin İddia gelirleri dışında düzenli geliri yoktur. TV yayınları da belirli kuruluşlara verildiği için belirli kulüplerin maçları yayınlandığı için Kulüplerin sponsorluk ve reklam gelirleri olumsuz etkilenmektedir. Bu sponsorluklar kısa süreli olmaktadır.
Avrupa kupalarına Katılan takımların hali ise çok daha acıklıdır. Bu organizasyonlara katılan takımlar, kendi masraflarının yanında hakem ve temsilcilerin tüm giderlerini ve harcırahlarını da karşılamaktadır. Ülkeyi temsil eden kulüpler bir başarı elde ettikleri için ödüllendirilmesi gerekirken adeta cezalandırılıyorlar. Sanırım, bu nedenle olsa gerek, voleybol ligleri kurum ve belediyelerin güdümünde kalmaktadır.
TVF yöneticilerimiz ise bunun dünya genelinde böyle olduğunu savunuyor. Bunu savunmak yerine başarıyı ödüllendirici politikalar üretmek için çaba harcamalıdırlar.

Futbolda yaşanan şike skandalı ile ülkedeki bir çok kuruluş Yurt dışında sponsorluklar vermeye başlamıştır. Dünyadaki en iyi ligler arasında yer alan voleybol ligine bu kuruluşlardan sponsor desteği almak için çaba harcanmalıdır. Türkiye’de en başarılı branş olan voleybol için sponsorluk geliri dışında TV yayın geliri de elde edilebilir. Bunun için voleybolun illere yayılması ve salonların dolması sağlanmalıdır. Kurum ve belediyelerin güdümünde kalan lig seyircisiz salonlarda oynanmaya mahkum bırakılmıştır.

Dertler ve sıkıntılar çok, say say bitmez ama biz misyonumuzdan aldığımız güçle vizyonumuzda belirlediğimiz üzere yılmadan mücadeleye devam edeceğiz. Ulu önder ATA’mızın, “Gençliğe Hitabesi”nde Türk Gençliğine yüklediği, “Türkiye Cumhuriyetini ilelebet yaşatmak” sorumluluğuna duyarlı gençlerimizin fiziksel ve ruhsal gelişimine katkı vereceğiz. Bu amacımızı gerçekleştirmek için, planlama, organizasyon, yürütme ve denetim süreçleri yoluyla sahip olduğumuz tüm kaynaklarımızı hedefimize yönlendireceğiz…
Toplum, okul, aile, yönetim ve sporcu birlikteliği ile evrensel değerlere ulaşmak için ortak çaba harcayacağız. Geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin yeniliklere açık, kollektif çalışmaya yatkın, analitik düşünme yeteneğine sahip, bilgi ve becerileri ile “işte idmanocaklı” diye kendini kabul ettirecek bireyler olarak yetişmesine katkı vermek temel hedefimizdir. Bu hedef için 1921 yılından beri çalıştık, çalışıyoruz ve daima çalışacağız…”

Başkan Mehmet Öz‘ün bu samimi paylaşımını masal gibi algılayanlar, kendi dar görüşleri ve sportif anlayışları içerisinde sıkışıp kalmaya mahkum olacaklar; kendileri ile birlikte toplumumuzu da kandırmaya devam edeceklerdir… Aksine davranıp kıssadan hisse, ders, çıkartarak yarınlara yürüyenler gururumuz olmaya devam edeceklerdir…

Şimdi tekrar TVF yönetimi ve icraatlarını gözden geçirme, masaya yatırıp konsülte etme zamanıdır… Bu konuda oldukça önemli yanlışlar olduğunu, bunun sadece bilgisizlik ve tecrübesizlikten kaynaklanmadığını, işin içerisinde beceriksizlik, kapasitesizlik ve bencillik olduğunu düşünüyorum…

 

Hasan Uğur Epirden – voleybol-e.com